Hakkımızda

“Doğayla baş başa huzurlu bir tatil” “Ege'nin cenneti Bozcaada'da keyifli bir otel” gibi sloganlardan biz de çok sıkılıyoruz. Bu nedenle, Bağbadem’e konukevi mi, otel mi, çiftlik mi desek uzun süre karar veremedik. Amacımız sadece büyük bir heyecanla ve bin bir düşle yarattığımız Bağbadem'de sizleri evimize gelen dostlarımız gibi neşeyle ağırlamak.

Bozcaada'da, doğanın kalbinde...

Biz istiyoruz ki burada gerçekten dinlenin, kendinizle ya da sevdiğinizle baş başa kalın, bebeğiniz uyurken verandanızda yıldızların altında şarabınızı yudumlayabilin, bademlerin sütü, gerçek yumurtanın tadı damağınızda kalsın, lavantaların ve bil cümle tabiatın kokusu içinize dolsun, yan odadakilerle, kahvaltı sofrasında insanlarla ahbaplık edin: ama öyle janjanlı odalar, peyzaj bahçeleri, 24 saat sulanan çimler, havuzlar, klimalar beklemeyin. Adanın denizi hiçbir havuzu aratmayacak kadar temiz ve berrakken (soğuksa bile seyretmek yeter), taş bağ evleri gün boyu esen rüzgarla serinlemişken, bahçeler, bağlar keyifle emekle yoğrulmuşken biz başka türlü bir şey hayal ettik paylaşmak için.

Uçsuz bucaksız bir kendi kendinelik varken, gökyüzü böyle güzelken ve samanyolu bu kadar yakınken, karanlıkta sizi ürkütebilecek tek şey iki kirpinin çıkarttığı hışırtılarken ya da illa ki Bağbadem tabelasının üzerine konan baykuş şaşkın bakarken ve bağ bozumunda şekerli üzüm kokusu ortalığa saçılmışken, en çok istediğimiz sadece Bağbadem’i sevmeniz değil bu muhteşem adanın tüm renklerine de aşık olmanız.

Umarız sizin de tatilden beklediğiniz başka türlü bir şey, başka bir hayal, başka bir ada ve başka renklerdir. Bozcaada’nın ruhu sizi de bizim gibi sarıp sarmalar, unutulmaz olur. Ve en önemlisi eğer tanışırsak ve size eksik gelen tatlar, kokular vs. olursa şimdiden affola, onları da bize söyleyin ki hayalimiz hiç bitmesin…

1999 yılında yoğun, sıkıcı iş hayatı ve İstanbul’un kaotk şehir yaşamı bizi bunaltınca hayaller kurmaya başladık. Ufak bir yerde yaşasaydık, keşke bir de bahçemiz olsaydı, hele bir de deniz kıyısında olsaydı, ohh çocukları da kendimiz büyütürüz falan diye. Sonra bu hayalleri o kadar çok konuştuk, tartıştık ki; birgün gerçekleşebileceğine inanmaya başladık. Ve bu inançla Datça’dan başlayarak tüm Kuzey Ege’ye yayılan yolculuğumuz Bozcaada’da son buldu. Ada’mızın ilk anda yarattığı hissiyat genelde iki şekilde olur: ya aşık olursunuz ya da bir an evvel kaçıp kurtulmak istersiniz. Bize ilki oldu ve hemen bir arazi alıp; hayatımızı idame ettirebilmek için de ufak bir otel açmaya ve yaşadığımız bu ilk aşkı gelen konuklarımıza da yaşatmaya karar verdik.

Bu karar o günlerde bugünkü gibi pek de popüler değildi ve “adada yalnızlıktan patlarsınız.” “çocuklar nasıl okula gider?” “küçük otel de ne ya? Kim gelir?” gibi cümleler havada uçuşuyordu ve biz “Bu işi ya gençken yaparız; başaramazsak geriye dönme şansımız olur ya da emeklilik projesi olarak kalır ve hiçbir işe yaramaz” düşüncesiyle tabi ki biraz korkarak yola koyulduk.

2002 yılında ise içinde sadece Karvel amcanın bağlarının ve badem ağaçlarının olduğu kocaman bahçede artık bir evimiz ve 8 odalı “Bağbadem” adındaki küçük otelimiz de vardı. Ve tabi 1,5 yaşındaki oğlumuz Alaz.

Aradan geçen yıllar içinde bahçeye yüzlerce bitki, ağaç ve çiçek, ufak bir sebze bahçesi, çocukların bayıldığı tavuklar, hindiler, bıldırcınlar, ahşap kerevetler; eşimin hayali, kendi yaptığı küçük bir ağaç ev de eklendi. Gün 24 saatti ve biz bıraksalar 25 saat çalışacaktık. O yüzden bugün bahçeye her baktığımda sanki çocuklarıma bakar gibi oluyorum.

Çocuk deyince 2006 yılında aramıza bir oğlan daha katıldı. Çınar. Kendisi abisiyle otelin animatör kadrosunda çalışmaktalar:)) Merkezdeki ufak taş okula gidiyorlar ve boş vakitlerini balık tutarak, kertenkele ya da yengeç avı tasarlayarak geçiriyorlar. Bunu da isteyen herkese öğretiyorlar.

Biz de misafirlerimizi bu küçük, sakin ve huzurlu evimizde ağırlıyor, kendi yiyeceğimizi olabildiğince kendi bahçemizden, bağımızdan karşılıyor ve bunları dostlarımızla paylaşıyoruz. Bugün bir dostun evine giderken elinde enginar çiçeği buketi ya da bir şişe pekmez taşıyan komşu, çocuklarla deniz kabukları toplayan anne, mahallenin çocuklarına evde kek pişiren teyze, civcivler için yenidoğan bakım hemşiresi ve kendine de zaman ayırabilen bir kadın olabilmek çok hoşuma gidiyor.

Uzun lafın kısası bu hikayenin merkezi Bozcaada ve Bağbadem bizim en büyük hayalimizdi ve şimdi bu hayalin bizde yarattığı tüm heyecanı ve güzellikleri elimizden geldiğince sizlerle paylaşmak ve kısacık da olsa tatilinizde yapaylıktan uzak gerçek bir iz bırakmak istiyoruz.